Gül Öykü Yılmaz

Gül Öykü Yılmaz


Kadın demek emek demektir

08 Mart 2021 - 19:04 - Güncelleme: 10 Mart 2021 - 09:45

   Her insan emeğiyle yaşar, emeğiyle toplumda var olur. Emekle var olmak insan olmanın bir gereğidir. Ancak kadın emeği ile erkek emeğini eşit kılmak, toplumsal eşitliği sağlamak için ilk çağlardan bu yana kadınların mücadelesi hala devam etmektedir. Özellikle makineleşme sürecinde kadınların gebelik, doğum ve emzirme gibi özelliklerinden ötürü üretimden, iş ilişkilerinden koparılması ataerkil toplumların genel kabulü olarak süregelmiş, belli başlı toplumsal rollerin sanki doğuştan bir görevmiş gibi kadınlara yüklenmesine neden olmuştur. Bu nedenle geçmişten beri kadınlar üretim sürecinin içerisinde eşit koşullarla yer almak için büyük mücadeleler vermektedirler. 
 
     Kadınlar iş hayatında yer almasa bile ev içerisinde de her zaman emeğiyle evi ayakta tutar. Çalışarak para kazanamasa dahi evde yarattığı düzen, ev işleri ve çocukların bakımı vb. ev içi üretimiyle eve giren gelirin daha az harcanmasını sağlar. Hâlâ bazı rollerin cinsiyetler üzerine yapıştırıldığı dünyamızda kadınlar ile erkekler iş hayatında beraber yer almalarına rağmen, ev içerisindeki düzeni oluşturmak yalnızca kadının rolüymüş gibi görülmeye devam ediliyor. Kadınların çalışma hayatında erkeklerle eşit şartlarda çalışması, eşit ücret alması, kreş hakkı, doğum izni, işe alımlarda ikinci sırada tercih edilme gibi günümüzün şartları için eşitliği sağlamanın çok basit olduğu konular bile hem toplumumuzda hem de diğer ülkelerde kadınların üretimde ve istihdamda geri plana atılmasına neden olmaya devam ediyor. Tüm bu sorunlarla ilgili devlet politikaları geliştirilmeye çalışılsa dahi ne yazık ki bu çalışmalar da yetersiz kalıyor. Bu bakımdan toplumda kadınların ve erkeklerin cinsiyet rollerinin eşit olduğu yönünde çalışmalar yapılmalıdır ki sorunun temeline ilişkin çözümler üretebilelim.
     
    Tüm bu toplumsal eşitlik sorunlarının yanı sıra, kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet ortamı da kadınlarımızı ne yazık ki fiziken yaraladığı gibi, hem psikolojik olarak yıldırmakta hem de üretim ilişkilerinden koparmakta veya daha zor hareket etmesine sebep olmaktadır. Şiddetin önüne geçmek, şiddet ortamı oluştuğu takdirde kadını korumak, şiddet uygulayana caydırıcı cezalar uygulayıp rehabilite etmek gibi görevler devletin başlıca görevleridir. Son zamanlarda kadının korunması konusunda çok önemli adımlar atılmaktadır. Ancak şiddet ve şiddeti oluşturan kaynaklarla ilgili toplumca topyekûn bir seferberliğe girmeliyiz. Unutmamalıyız ki, kadının özgürlüğü erkeğin de özgürlüğüdür. 
     
     Cumhuriyetimizin kuruluşuna doğru giden süreçte kadınlarımız ve erkeklerimiz el ele hem emperyalizme hem de gericiliğe karşı büyük bir mücadele vermiş; bağımsızlığa kavuşmamız ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde siyasi ve toplumsal hayatta kadınlar olarak rol almamızın, öncülük etmemizin önündeki engeller diğer ülkelerden çok daha önce kaldırılmıştır. Önümüzdeki yasal engellerin kaldırılması kadın hareketimizin çok daha hızlı ilerlemesine vesile olmuştur. Medeni Kanun ile kadınlara verilen eşitlik haklarıyla, kadın haklarında bir devrim yaşanmıştır. 2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu ile de kadının ev içindeki görünmeyen emeği de yasal olarak görünür hale getirilmiştir. Kadınlarımız yasal olarak daha ileri haklar elde etmeye devam etse de, toplum içerisinde çoğunluğun zihninde oluşan bazı dogmaları erkekler ile beraber değiştirerek kadınlarımızın benliklerine ve emeklerine saygıyı arttırmalıyız. 

      Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda da olduğu gibi kadınlarımızın hak ve emek mücadelesi ile vatan mücadelesini birbirinden ayıramayız. Vatanın bütünlüğüne ve bağımsızlığına karşı yapılan her hareket; tarladaki, fabrikadaki, okuldaki, hastanedeki her emekçinin hak mücadelesinin, özgürlüğünün, yaşam hakkının önünde engeldir. Terör örgütünü açık veya örtülü destekleyen örgütler her zaman ilk fırsatta kadın ve emekle ilgili süslü cümleler kurmaya başlıyorlar. Ancak bu söylemleriyle öğretmenleri, işçileri, köylüleri, askerleri, çocukları haince katleden ve özgürlük alanlarını kısıtlayan PKK’yı ve emperyalist kuvvetleri meşru kılmaya çalıştıkları ortadadır. Bu gruplar kadınların ve emekçilerin özgürce hareket etmesinin, kendi hak mücadelelerinde seslerinin daha çok çıkmasının önünde engel oluşturuyorlar. Ama Hacire Ana gibi kahraman kadınlarımız büyük bir cesaretle bir mücadeleye önderlik ederek tüm bu ikiyüzlülüğe meydan okuyor, evladını terör örgütünün elinden kurtarmak isteyen diğer kadınlar ile beraber mücadeleyi sırtlanıyorlar. Kadınlarımızın cesareti, özgüveni, öncülüğü her zaman tüm topluma örnek olmaya devam ediyor. 
    Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz her ne kadar televizyon, internet, gazete reklamlarına, mağaza vitrinlerine bir tüketim aracı olarak sığdırılmaya çalışılsa da bu algıyı emeğimizin gücünün farkında olarak reddediyor; kadınları şiddetle, emek hırsızlığıyla, yıldırmayla ve başka yollarla her türlü sindirme eylemine karşı sonuna kadar mücadele etme irademizi ortaya koyuyoruz. Her 8 Mart’ın eşitlik ve özgürlük için bizi daha ileri götüren adımlar atmamız konusunda hatırlatıcı bir gün olduğunun bilinciyle mücadelemize daha da sıkı bağlanıyoruz. 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Zeynep Ses
    6 ay önce
    Gül Öykü Yılmaz'ın kaleme aldığı bu yazı benim için öğretici olmuştur. Ellerine sağlık ????